Ana Sayfa / Sinema / Film Eleştiri / “The Invention of Lying” filmini sizler için eleştirdik!

“The Invention of Lying” filmini sizler için eleştirdik!

YALANSIZ

Yalan insanoğlunun en başından beri kullandığı bir kavram, en azından böyle düşünülebilir. Peki yalanın hiç icat edilmediği yani hiç söylenmediği bir dünyada yaşasak nasıl olurdu? Kimse birbirine en ufak yalanı bile söylemiyor, dürüstlük en yüksek düzeyde yaşanıyor. Kulağa çok güzel gelse de kötü yanlarını insan ilk önce düşünemiyor. Böyle bir evrende dobralık, yalansızlıktan kaynaklı aşağılayıcı cümlelerin kurulabilecek olması ve nezaketten bayağı uzak insanların yer alacak olması aşikâr. Peki böyle bir evrende siz yaşamak ister miydiniz? Eğer cevap evet veya belki ise hemen konumuz olan filmi gösterebiliriz.

YALANIN İCADI

2009 yılında çıkış yapan The Invention of Lying filmi dilimize Yalanın İcadı olarak çevrilmiş, gayet güzel bir isme sahip olmuştur. Yaptığı stand-up şovları, The Office dizisi ve Flanimals adını verdiği kitap serisinin yazarlığı ile tanınan Ricky Gervais bu filmde yönetiyor, yazıyor ve oynuyor. Az önce bahsettiğimiz yalansız bir evrende geçen film Mark Bellison ve çevresinde gelişen olayları anlatıyor. Mark, Lecture Films adlı film şirketinde senaristlik yaparak hayatını kazanmaya çalışan ve kurgusal evrenimizde ezik olarak tanımlanabilecek karaktere sahip sıradan bir insan. Tam bir zavallı gibi yaşıyor ve sürekli hakaretlere maruz kalıyor. Çünkü insanlar yalan söylemek nedir bilmiyor ve düşündüklerinde akıllarına ilk geleni hemen dile getiriyorlar. Aslında bu insanı düşündürmüyor değil, yalansız bir dünya deyince kulağa ne kadar hoş gelmiş olsa da aslında yalansız bir dünya detaylıca düşünülünce çoğu insan tarafından tercih edilmeyecektir, sonuçları korkutucu olabilir.

PEKİ NE OLUYOR?

Ana karakterimiz olan Mark bu yapıya sahip iken malum bir şekilde işinden kovuluyor, hoşlandığı kadın tarafından reddediliyor ve parasızlıktan dolayı evinden kovuluyor. Evinden eşyalarını nakliyeye yükletebilmek için bankadan son parasını çekmeye gittiğinde aklına bir anda yalan söylemek geliyor. Yalanı kendi kafasında icat ederek bankadan fazla parayla çıkabiliyor ve Mark’ın hatta kurgusal evrenimizin tümünü değiştirecek olaylar gelişmeye başlıyor.

Yalansız bir evrende yalan söyleyebilmek muhtemelen yapacak birisi için muhteşem bir olay olurdu. Mark ise kendi çapında tüm muhteşemlikleri gerçekleştiriyor. İşini geri kazanıyor ve popüler bir insan oluyor. Annesini kaybettiği ana kadar ifşalanmayan Mark, hastanede annesine söylediği sözlerden dolayı dünya tarafından öğreniliyor ve bir nevi Peygamber ilan edileceği sürece kadar olaylar birbirini kovalıyor. İnsanlara seslenmeyi ihmal etmiyor tabii; “Başımıza ne geliyorsa bundan gökteki adam sorumlu. Kansere sebep olan da o; hastalığa yakalanan kişiyi yeniden hayata döndüren de.”

SONUCUNDA YALAN

Sürecin devamında Mark Bellison, başlangıçta ret yediği platonik aşkını ikna etme çabalarına giriyor ve eninde sonunda kazanıp hayatını güzel bir şekilde kurabiliyor. Hatta mutlu evliliği simgeleyen ve ilerleyen yılları gösteren bir sahnede Mark, Anna ve çocuklarını görüyoruz. Burada Anna’ın yaptığı yemeği oğulları beğenmediği halde güzel olduğunu belirterek yalan söylüyor ve aile saadeti devam ediyor. Böylece görüyoruz ki babadan oğula geçen güzel bir hastalık edasında yalan hayatına devam ediyor.

Ricky Gervais gerek ürettiği eserlerle gerek verdiği röportajlarla ateist olduğunu belirten ve dinler hakkında sürekli fikirler ve eleştirileri ortaya atan bir sanatçı ve görüldüğü gibi filmin asıl teması aslında yalan olsa bile dinler ve Tanrı’nın insanları nasıl etkilediğine dair bolca mesajlar veriliyor. Din kavramının yalanla başladığını düşünen Ricky Gervais bir yandan eleştirel bir bakış açısı katmayı ihmal etmiyor. Bunu ise Mark Bellison’un söylediği yalanlar sayesinde hayatının güzelleştiğini göstererek yapıyor.

The Invention of Lying, güzel bir fikirle yoğurulmuş ve basit görünen senaryosuna rağmen anlatmak istediğini gayet anlatan filmlerden birisi. İzleyiciyi politik bir şekilde düşünmeye sevk ediyor ve kapsamlı bir şekilde değer yargıları üzerine naif göndermeler yapıyor. Sonuç olarak yalan sadece kötü değil genel olarak hayatımızda gerekli bir kavram, bunu bize hatırlatıyor.